Kibirle Yürüyen Adamın Sonu

Beğendi iseniz lütfen paylaşın
  • 4
    Shares

Bir zamanlar bir adam yolda yürüyordu. Üzerinde çok hoşuna giden bir elbise vardı. Saçlarını da özenle yaptırmıştı. Kibirli kibirli yürüyordu. Bu hep böyle olurdu; adam hep insanların kendisini farketmesini, kendisine bakmasını ve hayran olmasını isterdi ve bunun için de elinden geleni yapardı. Onun için hayatta en önemli şey, başka insanlar tarafından beğenilmek ve imrenilmekti. Kim ona hayran hayran baksa, adam emeline ulaşmanın getirdiği hazzı hisseder, daha bir kasıntıyla yürümeye başlardı.

Dışarıdan bakıldığında kibirli, ama gerçekte zavallı olan bu adam, her şey gibi güzelliğin de insana emanet edilmiş bir nimet olduğunu hatırına getirmezdi. Ne güzelliği ne de başka bir şeyi sahiplenebilirdi, çünkü o istese de istemese de bir gün gelip onlar kendisini bırakıp gidecekti.

Güzellik de, elbise de, her şey gibi ilahi birer emanetti. Ve onların sunulması gereken asıl nazar, gelip geçici insanların değil, güzeller güzeli Yaratıcı’nın nazarıydı. O, Güzel’di ve güzelliği severdi. Ama adam bunu da düşünmezdi.

İşte, her gün gibi o günde kibirle yürürken sanki kendisinden geçmişti. Birden bir ayağının sert toprağa değil sanki bir bataklığa saplandığını hissetti.
Ardından diğer ayağı da saplandı bu bataklığa. Çıkmak istiyor, ama çıkamıyor; yürümek istiyor, ama yürüyemiyordu.

Adam, ölünceye kadar batmaya devam etti, hatta kıyamete kadar…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir