Türk Güreş Tarihi

Beğendi iseniz lütfen paylaşın
  • 8
    Shares

Türkler, Büyük Göç’ten önce “Totemizm” akidesinin verdiği hür ve serbest terbiyenin, tabiat güçlerine tapınmanın etkisinde kalarak doğaya, kuvvete tutkun karakteristik özellikleriyle, asırlar boyunca pehlivanlığı baş tacı yapmışlardır.

İslamiyet’ten önce de her Türk’ün güreştiği bilinmektedir. Ölen yiğitler silahlarıyla gömülerek mezarları çevresinde dokuz gün dokuz gece süren güreşler düzenlendiği rivayet edilmektedir.

Yiğitlerin ölüm yıl dönümlerinde de yine üç gün üç gecelik güreş müsabakaları düzenlendiği anlatılmaktadır. Yaşantısı sürekli olarak tabiat ile savaşmakla geçen Türk Milleti’nin Milattan (3000) yıl evvel güreş yaptığı söylenmektedir.

Sinoloji profesörü D.W. Eberhad (29), Çin kaynaklarının (Han) zamanından (M.Ö. 2. yüzyıl) güreşle ilgili bilgiler verdiğini ve bu kaynaklarda güreşin “toslama” işaretiyle gösterildiğini, Türkistan’ın (Yen-Çi) ülkesinde yeni yılın ilk günü zırhlanmış yiğitlerin savaştıklarını, yine Türkistan’ın (Kuça) şehrinde yeni yılın başladığı gün öküz, at ve deve güreşleri yapıldığını bildirmektedir. Dinsel olan Miladi ve Hicri yıl başlan yanında bilimsel bakımdan da önem taşıyan eski Türklerin yılbaşısı olan (9 Mart-M. 22 Mart) günü tabiatın yeniden canlanışı ile birlikte Türk Ulusu’nun da sevindiği ve bu sevincini o gün kırlarda bütün milletçe bayram yaparak kutladığı bildirilmektedir. Acemlerin “Nevruz-Yenigün” dedikleri bu günde kırlarda yemekler yenmekte, spor yarışmaları yapılmaktadır. Bu gelenek, Anadolu’da ve Türklerin yaşadığı diğer bütün yerlerde hala sürdürülmektedir. Eski Türklerin, yalnız yılbaşı bayramlarında güreşmedikleri, evlenme toylarında, zafer şölenlerinde de güreştikleri rivayet edilmektedir. Ayrıca hakanların da yanlarında bulundurdukları (Kırk yiğidi) birbiriyle veya başka ulusların güreşçileriyle karşılaştırdıkları bilinmektedir.

Türkler güreşe özel önem vermiş, bütün sporlardan üstün tutmuşlardır. Binicilik ve atıcılığın yanında “Pujila” da (Yakut Türklerinin buluşu bir tür boks) ve atlı cirit oyunlarında son derece usta olan Türkler, güreşi de bütün sporların temeli, terbiye verici, adeta bir ibadet şeklinde kabul etmişlerdir. Orta Asya’daki Türklerde güreş, binicilik ve okçuluk sporlarıyla birlikte yapılmaktadır. Eski Türklerin kendi aralarında harp etmek istemedikleri, aralarında çıkan anlaşmazlıkları, karşılıklı çıkardıkları iki pehlivanın kıyasıya güreşinin sonucuna bağladıkları, yenen pehlivanın tarafı galip, yenilen pehlivanın tarafının da mağlup sayıldığı ifade edilmektedir. Eski Türklerin bir kolu olan ve Oğuz Türklerinden olan Osmanlı Türkleri, Anadolu Selçuklu Türklerinin devamı olan devletlerini kurdukları zaman, Doğu Roma imparatorluğunun güreşçilerini ve onların güreş sitillerini görmüşlerse de, bu güreş tarzı ile ilgilenmemişlerdir. Rumeli denilen Avrupa’ya geçen Osmanlı Türkleri, burada gördükleri yağlanarak yapılan güreşle ilgilenmişler ve bu güreşi kendilerine has bir tarzda yapmaya başlamışlardır. Alman sınırından İtalya yarımadasına, Budin (Budapeşte) vilayetinden Basra körfezine, İspanya sahillerinden Fas, Cezayir, Tunus, Bingazi, Trablusgarp, Mısır, Arabistan, Kafkasya, Kırım, Eflak ve Boğdan’ı (Romanya) çevreleyen ve İstanbul’u başşehir yapan, büyük imparatorlukta; güreş, başlıca spor olmuştur.

Osmanlı Türklerinde güreşin tekkeler (bugünkü kulüpler) ile yönetildiği, başkanlarına (Şeyh), sporculara (Mürit) denildiği bilinmektedir. Güreş tekkelerinin merkezi ve en büyüğü İstanbul’da Zeyrek’te idi. Ayrıca Mekke, Cidde, İskenderiye, Lazkiye, Şam, Maraş, Amasya, Tokat, Ankara, Kütahya, Tire, Bergama, Manisa, Akhisar, Yenice, Üsküp, Gelibolu, İpsala, Usturumca, Avlonya, Diyarbakır, Konya, Bursa, Balıkesir, Urfa, Halep Belgrat, Bağdat, Edirne’de de güreş tekkelerinin bulunduğu bilinmektedir. Bu tekkelerde çalışmalar akıl

durduracak kadar başarılı olmuş, bugün dahi eşine rastlanmayacak kadar teknik bilgiler öğretilmiştir. Bu teşkilat, Türk pehlivanlığının yıllarca üstün kıvamda kalmasına, bütün Dünya’ya ün salmasına yardım etmiştir. Bugünün en yüksek medeniyetini taşıyan uluslar bile bu teşkilata, bu disipline ve bu tekniğe sahip değillerdir. Bu tekkelerde sporcuların ve başkanlarının aylık ve yemek vakfiyelerinden başka, birer ikişer imareti vardı ki; bu imaretlerde isteyen halkın, gelen seyircilerin, geçen seyyahların (turistlerin) parasız, istedikleri gibi yeyip içtikleri anlatılmaktadır. Bütün bu vakfiyeler; zamanın beylerbeyleri, paşaları, vezirleri, ayanı ve hakanları tarafından yüz binlerce altın hibe edilerek ortaya çıkarılmıştır. Menziller, türlerine göre isimlendirilmişlerdir. Sözgelimi “Pehlivan Tekkesi” (Güreş Kulübü), Okçular Tekkesi (Okçular Kulübü), Gürzcüler Tekkesi (Kale kapılarını ağır gürzler kaldırarak kıranlar) gibi.

Türk güreş tarihi ile ilgili bir açıklama yapmak gerekirse, bunu üç kısımda ele almada yarar vardır: I. Devir: 18. yüzyılın başına kadar gelen ve daha çok eski tarih kitaplarında kısaca bahsi geçen devre, II. 18. yüzyılın başından Koca Yusuf’a kadar (1830-1890) geçen ve daha çok söylentiler halinde bilinen devre. III. Devir; Koca Yusuf’tan bu yana belgelere dayanılarak bilinen devredir.

Türk güreşi genel olarak iki türlüdür. Birine “Karakucak” denir. Anadolu’da bu tür karşılaşmalar “Harman Güreşi” şeklinde de bilinmektedir. İsviçre’nin dağ köylerinde, Kuzey Amerika’nın bazı bölgelerinde “Karakucak” tabir ettiğimiz türde güreşler yapılmaktadır. İsviçre’nin dağ köylerine bu güreşi Attila ve Cengiz’in ordusundan ayrılan askerlerin taşıdığı sanılmaktadır. Bunlara ek olarak Fransa’da Brötonlar da serbest güreşleri bilmekte ve yapmaktadırlar. Avar Türklerinin yüksek dağlarda kalan kolları Avrupa’ya bu tür güreşi yaymıştır. Karakucak, başka bir deyişle “Serbest Güreş” Mançu’dan, Yakut Türklerinden, Moğolistan’dan, Doğu ve Batı Türkistan’dan, Kırım ve Kazak Türklerine varıncaya kadar bilinen bir spordur.

Türk güreşinin yönetiminde en üst basamağı oluşturan Türkiye Güreş Federasyonu, 1922 yılında TİCİ (Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı) bünyesinde kurulmuş, 1923 yılında FILA (Federation İnternationale de Lutte Amateur)’ya üye olmuştur.

Kaynak : http://www.tgf.gov.tr/tr/index.php/tarihce-2/

Bunları da Sevebilirsiniz

  • Greko- Romen Nedir, Tarihçesi Nedir,27/07/2018 Greko- Romen Nedir, Tarihçesi Nedir, Greko- Romen Nedir, Tarihçesi Nedir, Greko-Romen, İlkçağ sonlarında Akdeniz havzasına egemen olan kültürdür. Greko-Romen kültürün […]
  • Gazanfer Bilge09/08/2018 Gazanfer Bilge Gazanfer Bilge (1923 - 2008) 1923 Yılında Karamürsel’de dünyaya geldi. 17 yaşında güreşe başladı. 1946 yılı Stockholm İSVEÇ de Serbest […]
  • Hidayet Türkoğlu09/07/2018 Hidayet Türkoğlu Hidayet Türkoğlu, 19 Mart 1979 tarihinde İstanbul/Bayrampaşa’da doğdu. Hidayet Yugoslavya’dan göç eden iki çocuklu bir ailenin küçük […]
  • Türkiye’de Voleybolün Gelişmesi01/07/2018 Türkiye’de Voleybolün Gelişmesi Türkiye'ye voleybol 1919'da 1.Dünya Savaşı sonrasında Amerikanlılar tarafından getirilmiştir. 1919 - 1925 yılları arasında İstanbul'da […]
  • Lefter Küçükandonyadis01/07/2018 Lefter Küçükandonyadis Lefter, 22 Aralık 1925 tarihinde, Büyükada'daki Hamam Sokak'ta dünyaya geldi. Babası balıkçılık yapan Hristo, annesi ise Argiro idi. […]
  • Voleybolda  Pas Teknikleri05/07/2018 Voleybolda Pas Teknikleri Pas voleybolun temelini oluşturur. Pas tekniğini şematik olarak şöyle inceleyebiliriz. 1- Üstten pas, 2- Alttan pas (manşet pas) olmak […]
  • Selim Sırrı Tarcan01/07/2018 Selim Sırrı Tarcan 1874 yılında Mora Yenişehir'de doğdu. Galatasaray Lisesi ve Mühendishane-i Berr-i Hümayun'u bitirdi. Lise yıllarında hocası Faik […]
  • Basketbolu’un Tarihi ve Gelişmesi30/06/2018 Basketbolu’un Tarihi ve Gelişmesi Basketbolun anavatanı Amerika, babası ise aslen Kanada'lı olup hayatının 40 yılını Amerika'da spor öğretmenliği yapmakla geçiren Dr. James […]
  • Fenerbahçe Efsanelerinden – Cihat Arman14/08/2018 Fenerbahçe Efsanelerinden – Cihat Arman Cihat Arman, 16 Temmuz 1915 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Galatasaray Lisesi'nde okuyan Cihat Arman babasının işleri nedeniyle […]
  • İran’da Bir Türk Futbol Takımı – Traktor Sazi11/02/2019 İran’da Bir Türk Futbol Takımı – Traktor Sazi Azerbaycan Türk Devleti aslında Sovyetler Birliği ve İran sınırları içinde kalan Azerbaycan topraklarının Sovyet Rusya sınırları içinde […]
  • Kara Tren Türküsünün Hikayesi12/09/2018 Kara Tren Türküsünün Hikayesi Yıl 1915, Osmanlı birçok cephede savaştığı her türden levazımın gerekli olduğu gibi her şeyden önce de savaşacak asker lazımdı. Büyük […]
  • Aşık Ömer19/10/2018 Aşık Ömer Âşık Ömer, bir rivayete göre Konya’nın Hadim ilçesinin Gezlevi köyünde dünyaya gelmiştir. Başka bir rivayete göre ise Kırım’ın Kezlev […]
  • Cezayir Menekşesi Özellikleri, Faydaları28/02/2019 Cezayir Menekşesi Özellikleri, Faydaları Latince Adı: Vinca Major (Büyük Cezayir Menekşesi) Tıbbi değeri yoktur. Vinca minor (Küçük Cezayir Menekşesi) Bitki: 20-40 cm. […]
  • Güvercin Uçuverdi (Misket) Türküsünün Hikayesi25/03/2019 Güvercin Uçuverdi (Misket) Türküsünün Hikayesi Ankara’da meşhur bir elma türü olan “misket” bu türküye ismini vermiştir. Evlerinin önündeki misket ağacına çıkıp yollarını gözlediği için […]
  • Tetanoz19/09/2018 Tetanoz Kasların sürekli ağrılı bir şekilde kasılmasıyla kendini gösteren ve ölümcül olabilen bir hastalık olan tetanozun ne olduğu ve nasıl […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir