Mehter

Beğendi iseniz lütfen paylaşın
  • 34
    Shares

Mehterin Tarihi Gelişimi
Mehter, aslı Farsca olan “mihter” kelimesinden gelmekte ve “ulu, en büyük, pek büyük” anlamını ihtiva etmektedir. Mehterhane ise kökü eski Türk devlet ve cenk an’anelerine bağlı, yerinde bir tarifle “alaturka mızıka (bando) takımı”nın adıdır.

Orhun kitabeleri (VIII. Miladi yüzyıl), Kaşgarlı Mahmud’un Arapça açıklamalı Türkçe Lugatları, Divan (M. XI. yy) gibi eski kaynaklar ve Farabi ve Harzemi gibi Türkistanlı alimlerin musiki eserleri, Tabılhanelerin (Mehterhane) Türk Kağanlarının saraylarında bulunduğunu ve “Tuğ” ismiyle anıldığını ortaya koymaktadır.

[the_ad id=”5325″]

Mehter’in Osmanlı’ya Girişi
Mehterhane, Osmanlı Türklerine selefleri Anadolu Selçuklu Türklerinden geçmiş ve XVI. yüzyıldan itibaren teşrifata ve kanunlara bağlanmıştır.
Orta Asya’dan kopup gelerek Bilecik ilinin Söğüt bölgesini mekan tutup uç beyliği yapan oğuz boyundan Kayı aşireti reisi Ertuğrul Gazi’nin Hakk’ın rahmetine kavuşmasıyla bayrağı oğlu Osman Bey devralır.

Osman Bey, ruhundaki ila-yı Kelimetullah aşkının aksiyona dönüşmesinin neticesi hemen civar Bizans tekfurlarıyla harbe girişerek beyliğini büyütür. Bu meyanda İnegöl’e taarruz ederek kaleyi alır ve elde ettiği harp ganimetlerinden bir kısmını Selçuklu hükümdarına göndererek bağlılığını bildirir. Bu hatırşinaslıktan ziyadesiyle memnun olan II. Gıyaseddin Mesud, adamlarından Kara Balaban Çavuş ile 1298’de Osman Bey’e bir ferman göndererek başarısını Emirlik’le değerlendirir. Ve hediye olarak da istiklal nişanesi ve hükümranlık sembolü sayılan Tuğ, Alem, Tabıl ( Davul), Nekkare ve Cevgen gibi musiki aletleri, ayrıca da bir kılıç, gümüş eyer takımlı bir at hediye eder. Eskişehir’de bir ikindi vakti kurulan mehterler Osman Bey’in önünde nevbet vurulur. Osman Bey’de Selçuklu hükümdarına saygısının ifadesi olarak bu nevbeti (konseri) ayakta dinler.

Mehterhane Teşkilatı

Mehteranlar “Enderun” denilen saray üniversitesinden yetiştirilirlerdi. Enderun’a gelen Galata Sarayı, İbrahim Paşa Sarayı ve Edirne Sarayı’nın Acemi Oğlanları arasından mehteran olarak yetiştirilecek kabiliyetli gençler seçilerek alınırdı.

Mehter takımı devletin istiklalini sembolize eden bir birlik olduğu için elemanları oldukça itibarlı idi ve Yeniçeri arasında mehter ağalarına fazlaca hürmet gösterilirdi. Evliya Çelebi de bu birlik hakkında: “Bunlar gayet mültefit ve muazzez esnaflardır. Ulufeleri de gayet ağırdır. ” demektedir.

Mehter, katlardan teşekkül eder. Her sazdan (enstrü-man ) bireriyle kurulan topluma “kat” adı verilir. Altı katlı mehterhane denilince, her sazdan altışar tane olduğu anlaşılır. resmi kadro olarak 3, 5, 7 ve 9 katlı olarak kurulur.

[the_ad id=”5715″]

Osmanlı ordularının ihtişamlı devirlerinde kat sayısı 12’ye kadar çıkarılmıştır. Yavuz Sultan Selim’in, Mercidabık Savaşı’na Kanuni Sultan Süleyman’ın Viyana kuşatmasına oldukça kalabalık bir mehter grubu götürdüğü tarihi vesikalarda kayıtlıdır.

24 sesten meydana gelen ses sistemi ve makamları bakımından klasik Türk musikisinin özelliklerini taşıyan mehter musikisinde ahlati, berefşan, cengi harbi vb. gibi değişik zamanlı 26 usul kullanılırdı.

Zamanın şair ve yazarlarından Latifi’nin Kanuni hakkında söylediği “Bir sultan-ı azimü’ş- şan ve hakaan-ı Süleyman nişanıdır ki, her hıttada hutbesi yürür ve binbir kal’ada nevbeti urulur” diye bahsettiği nevbetin Osmanlı’da bir nizamı vardı. Nevbetler savaş harici umumiyetle vakit namazlarından sonra vurulurdu. Hükümdar mehteri beş vakit, vezir mehterleri ikindi ve yatsı olmak üzere iki deva nevbet vururdu. Burada bir çevgan (ucunda ziller bulunan bir çubuğu tutan sanatkar) gür sesiyle “Vakt-i sürur ve safa mehterbaşı hey hey!” diye bağırır; Mehterbaşı da öne düşerek vezirin oturduğu arz odasının önüne gelip temanna da bulunurdu. Her nevbet sonunda da adet vechiyle mehterbaşı tarafından padişaha dua edilirdi.

Kaynak : Köklerden Göklere / İbrahim Refik / Albatros yayınları

[the_ad id=”5196″]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir