30 Ağustos ve Türk Ordusu

Beğendi iseniz lütfen paylaşın
  • 22
    Shares

30 Ağustos deyince, tabii, akla hemen Türk ordusu geliyor. Türk ordusunu düşününce de, insan, ister istemez geçmişin derinliklerine giderek bir savaşlar destanını gururla hatırlıyor.

Tarihimiz her şeyden önce bir kavgalar tarihidir. Eşsiz kahramanlıklarla, kumandanlık sanatının şaheser örnekleriyle dolu bir kavgalar tarihi ve tarihin seçkin ordusunun destanı…

Türk ordusunun ne zaman kurulduğunu, daha doğru bir deyimle, Türk savaşçılarının ne vakit ordu haline geldiğini, kesin olarak, bilmiyoruz. Tarihin aydınlığına çıktığımız zaman ordumuz vardı. Hem de ne ordu?… Destana “Oğuz Han” diye geçen büyük imparatorumuz Tanrıkut Mete, yahut Motun’un yarattığı o bulunmaz ve yenilmez ordu… Tanrıkut Mete, disiplinin bir ordu için yiğitlikten de üstün olduğunu anlamıştı. Tarihin en disiplinli ordusunu bu düşünceyle kurdu ve askerlerine öyle bir ruh aşıladı ki, ne buyruk verse körükörüne yapılıyordu. O kadar ki, Tanrıkut buyruk verdiği için servetleri olan atlarını ve sevgilileri olan nişanlıları ile evdeşlerini hedef yaparak vurmaktan çekinmediler.

Bugünün yumuşamış insanları, şüphesiz, böyle bir şeyi yapamaz ve yaptıramazlar. Fakat az kuvvetle çok iş yapmak, büyük devlet kurmak ve millet yaratmak isteyenin felsefesi de pörsük bir ruha dayanamaz. Tanrıkut Mete, Türk milletinin ebedi disiplinini kurdu ve bütün dünyaya askeri disiplinin ne olduğunu, neler yapabileceğini gösterdi.

Disiplin, körükörüne itaattır ve körükörüne itaatta en büyük yaratıcı şuur gizlidir. Buhranlı anda, ölümün karşısında, tartışmakla hiçbir güçlük çözülemez. itaat edilen yanlış karar bile, tartışılan doğru karardan daha verimlidir.

Mete’nin Hunlarının yiğitliğe ve nişancılığa ihtiyaçları yoktu. Lüzumundan çok cesur ve nişancı idiler. Mete, bu meziyetlere disiplini de ekleyerek Türk ırkını ebedileştirdi.

Disiplin… Emir vermek gururu ve emir almak sarhoşluğu… Bu sarhoşluk müthiş bir şeydir ve içinde atom enerjisi gibi korkunç bir kuvvet gizlidir.

Hunlar, Tabgaçlar, Aparlar, Gök Türkler, Uygurlar, Karahanlılar ve Selçuklular hep aynı strateji ve aynı taktikle savaşıyorlardı. Ani baskın yapmak; yahut düşman saldırınca çekilmek, çekilmek ve onu üssünden iyice uzaklaştırıp yıprattıktan sonra kesin sonuçlu savaşa girmek. Düşmanla karşılaşınca ok yağdırarak ince ay şeklinde saldırmak, düşman dayanırsa yine ince ay biçiminde hızla çekilmek ve çekilirken geriye şaşmaz oklarla atış yapmak.

Bu ince ay, kovalarken de, kaçarken de düşmanı kıskaç içine almaya daima hazır bir metottur ve çok kere kapanarak onu yok etmiştir.

Savaş, bozkırların bir hayat felsefesi olmuştur. Henüz İslamiyet doğmamıştır ve Türkler ebedi cenneti bilmedikleri gibi şehitlerin cennete gideceklerinden de haberleri yoktur. Öyle olduğu halde savaşta ölmeye can atarlar, evde ölmekten utanırlar, böyle bir ihtimal karşısında benizleri sararır.

Böyle bir orduyu elbette yenemezsin. Yok edebilirsin, fakat mağlup, asla!…

Babadan oğula askerliğin, iyi savaşçı yetiştirdiği muhakkaktır. İnsan hayatında iş bölümü gelişip toplum daha çapraşık bir durum alınca, Türkler de tımarlı askerliği kabul ettiler. Bu daimi bir ordu demekti ve yüzyıllar boyunca çok verimli sonuçlar doğurdu. Tımarlı asker bir toprağın sahibi idi. Toprağın gelirini alıyor, fakat daima savaşa hazır bulunuyordu. Ölünce, yerine oğullarından en iyisi geçiyordu. Osmanlıların, bir muamma ve mucize gibi görülen ilk fetihlerini, küçük toprak aristokrasisi olan bu tımarlı ordu yaptı.

Mete’nin, büyük bir askeri felsefenin kurucusu olduğunu zaman ispat etti. Türk ordusu, Mete’nin prensiplerine sadık kaldığı müddetçe yenilmedi, yenilse de hemen toparlanmasını bildi. Mete’nin prensiplerinden uzaklaşınca bozgunlar kendini gösterdi.

Askerlik, fedakarlık mesleğidir. Asker, şahsi kaprislerden de feragat edecektir. Kumanda aldığı zaman bunu kayıtsız şartsız uygulamayan insan, asker olamaz. Bu itaatta eşsiz bir güzellik vardır. Hoşuna gitmeyen şey karşısında herkes direnir. Bunu, en seviyesiz insan, hatta hayvan da yapar. Fakat hoşuna gitmesini düşünmeden, zevkini, arzusunu, fikrini büyük bir prensip uğruna feda edebilen insan, en üstün insandır. Disiplin ve itaat, medeni insanın vasfıdır. Tarihimizde disiplinin bozulduğu zamanların cezasını bozgunlarla ödedik. Son devrimizde ise, disiplinsizlikten başka yeni bir mikropla zehirlendiğimiz oldu; Siyaset! Bunun nasıl bir mikrop olduğunu ve neye mal olabileceğini Balkan Savaşı göstermiştir. Bütün dünyanın, Balkanları birkaç ayda perişan edecek sandığı Türk ordusu, subay kadrosuna giren siyaset mikrobu yüzünden korkunç bir bozguna uğradı.
Siyasetin, nasıl kemirici bir mikrop olduğunu anlamak için 1913 te Balkanlılara yenilen bu ordunun, 1914 – 1918 de İngiltere ve Fransa gibi zamanın şampiyonları karşısındaki şerefli ve destani savaşlarına bakmak yeter.

Çekirdek silahların ortaya çıktığı zamanımızda, askerliğin değeri kalmış mıdır diyenler var. Bunlar kasıtlı bozguncular değilse, karamsar gaafillerdir. Askeri ruha sahip bir millet, aklın gerektirdiği şekilde hazırlanmışsa, birkaç atom bombası ile yenilmesine imkan yoktur. Küçük İsveç, atom silahları olmadığı halde atom savaşına hazırlanmıştır. Sığınaklarla, atom savaşı eğitimi ve gerillacıları ile…

Çekirdek silahlı düşmanın saldırısına uğrayan Türk ordusu ne yapar? Kendisinin de aynı silahları varsa mesele yok. Aynı cinsten silahları yoksa, dağlara ve mağaralara dağılarak tarihin en şanlı ve kanlı en uzun ve çetin savaşını yapar.

İngilizler, Fransızlar Çanakkale’ye saldırdığı zaman, o üstün silahlar karşısında, o maneviyat ve o eğitim karşısında, Balkan Savaşı’ndan çıkmış Türk askerinin bir şey yapamayacağına emindiler. Hatta Türk ordusundaki Alman subayları da aynı düşüncede idiler. Fakat Enver Paşa’nın sıkı disiplini ile bir buçuk yılda hazırlanan ordu, yetişkin ve fedakar subaylarının kumandasında, bire karşı iki ölerek, onları durdurup kaçırdı. Çünkü ruhlarını zafer inancı sarmıştı. Fakat ruhlarında zafer inancı olmayan Fransızlar, Majino’nun arkasında oldukları halde Alman saldırısı karşısında 12 günde yere serildiler.

30 Ağustosu anarken, bir inanç gücünün kazandırdığı zaferi düşünüyor ve ona başlangıç olan 26 Ağustosu da hatırlıyoruz. 26 Ağustos 40.000 kişinin 100.000 i darmadağın ettiği başka bir inanç savaşının, Malazgirt’in de yıldönümüdür. Ve doğrusunu isterseniz, Türkiye Türklerine yakışan asıl bayram 26 – 30 Ağustos günlerinin bayramıdır.

30 Ağustosu anarken, onun şehitlerinin ve bütün savaşların şehitleri olan elli milyon kahramanı kutluyoruz. Milletimizin özü olan ordumuzun ve onun şeref tablosunu düşünüyoruz. Subaylarımızın, Tanrıkut Mete ordusu subayları kadar çelik iradeli olmasını diliyoruz. Askerliğin zorlaştığı çağımızda, subay ve assubaylarımızın daha çekirdekten yetişmesini istiyor, bu sebepten askeri okullarımızın kapatılmaları yolundaki hareketleri üzüntüyle karşılıyoruz.

Hayat savaştır. Ölümden korkanlar yaşamasın. Bayraklar, nasıl kanlandıkça bayrak oluyorsa, toprak nasıl kanla sulandıkça vatan haline geliyorsa, toplumlar da ölmesini bildikleri nispette millettirler. Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar. Ölümlerin en güzeli ise, yurt ve şeref uğrunda ölümdür. İçimizi sızlatan şehitlerimiz aynı zamanda övüncümüz ve sevincimizdir de…

Bu yazı, Türkçülerin, Türk ordusunu, onun elli milyon şehidine ve yarınki şehitlerine saygı duruşudur.

(Hüseyin Nihal Atsız, Milli Yol dergisi, 31. Sayı, 31 Ağustos 1962)

Kaynak : Hüseyin Nihal Atsız / Türk Tarihinde Meseleler / İrfan Yayınevi

Bunları da Sevebilirsiniz

  • Abdülhamid Han (=Gök Sultan) -102/08/2018 Abdülhamid Han (=Gök Sultan) -1 Toplumun en büyük haksızlığına uğramış tarihi şahsiyetlerden biri, 2. Abdulhamid'dir. Kendisinden önceki devirlerin ağır yükünü […]
  • Türk Destanları26/07/2018 Türk Destanları Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde “destan” terimi […]
  • 2. Kıbrıs Barış Harekatı (14 Ağustos 1974)20/07/2018 2. Kıbrıs Barış Harekatı (14 Ağustos 1974) 2. Kıbrıs Barış Harekatı (14 Ağustos 1974) Birinci Cenevre Konferansında adeta zaman kazanmak için anlaşmaya uyan Rum tarafı II. […]
  • Türk Destanı Üzerinde Çalışanlar06/09/2018 Türk Destanı Üzerinde Çalışanlar Benim bildiğime göre, Türk destanı üzerinde ilk çalışan Türk, Ziya Gökalp'tir. Gökalp, iyi bir şair olmamakla beraber, Türk destanının […]
  • Abdülhamid Han (=Gök Sultan) – 207/08/2018 Abdülhamid Han (=Gök Sultan) – 2 Bu yazının başlangıcı ve 1. bölümünü okumak için tıklayınız. Çok namuslu ve dindar bir adam olduğu için, asla kan dökmemiştir. Mithat […]
  • Türk Kara Ordusu Ne Zaman Kuruldu – makale- Nihal Atsız25/07/2018 Türk Kara Ordusu Ne Zaman Kuruldu – makale- Nihal Atsız 1963'te Kara Kuvvetleri Komutanı radyoda yaptığı konuşma ile Türk Kara Kuvvetlerinin 600. kuruluş yılını kutladığı gibi, daha yüksek […]
  • Malazgirt Savaşı – Hüseyin Nihal Atsız24/08/2018 Malazgirt Savaşı – Hüseyin Nihal Atsız Türk tarihinin en şanlı zaferlerinden biri olan Malazgirt Meydan Savaşı için, aydınlarımız arasında iki yanlış telakki yerleşip kabul […]
  • Türk Kimliğinin Ortaya Çıkışı ve İlk Türkler14/07/2018 Türk Kimliğinin Ortaya Çıkışı ve İlk Türkler Türk Kimliğinin Ortaya Çıkışı ve İlk Türkler Türk Kimliğinin Ortaya Çıkışı ile Türklerin kendilerine Türk demeye başlaması, Türk […]
  • 1. Kıbrıs Barış Harekatı (20 Temmuz 1974)20/07/2018 1. Kıbrıs Barış Harekatı (20 Temmuz 1974) Türk Devletinin nefesi tükenmiş ve askeri müdahale şart olmuştu. Tarihler 20 Temmuz 1974 tarihini gösterdiğinde Türk uçakları Kıbrıs […]
  • Esirlere Teselli26/08/2018 Esirlere Teselli "Büyük Fransız edibi Pierre Loti "Le Question Armenienne" isimli eserinde Çanakkale Savaşı'nda sahile yüzerek çıkan Fransız […]
  • Katır Süvarisi Yahudiler: Siyon Katır Alayı24/07/2018 Katır Süvarisi Yahudiler: Siyon Katır Alayı Çanakkale savaşının en az bilinen ve en ilginç yönlerinden biri, Yahudiler tarafından kurulmuş olan katır alayıdır... İngilizler'i ikna […]
  • İltifat Kuyruğu…06/07/2018 İltifat Kuyruğu… Savaştan Sonra Düşman Komutanları İltifat Kuyruğu'na girdiler. "Ordunun yardımı olmaksızın Filo'nun başarı sağlayabileceği ümidine […]
  • Türk Askeri Müthişti06/07/2018 Türk Askeri Müthişti Paris'teki bir huzur evinde son günlerini geçiren, Çanakkale Savaşı'nın hayattaki tek Fransız gazisi Stocanne Türk askerini işte bu […]
  • Kınalı Koçlar27/07/2018 Kınalı Koçlar "Günlerden bir gün yine taptaze Mehmetçikler kim bilir nerelerden gelerek Çanakkale bölgesine sevk olunmuşlardı. Yüzbaşı Sırrı Bey bu […]
  • Oğluma Ne Oldu?11/07/2018 Oğluma Ne Oldu? "12. Tümenin İzmir'deki 35. alayı Çanakkale'ye gönderiliyordu. 10 Temmuz 1915'en hareket eden tren İstanbul'a doğru yola çıktı. Askerler […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir