Sabri Fehmi Ülgener

Beğendi iseniz lütfen paylaşın
  • 9
    Shares

Gelmiş geçmiş Türk iktisatçılar arasında ilk sıralarda sayılabilecek bir isim olan Sabri Fehmi Ülgener 1911 yılında İstanbul’da doğdu. Dinî ve entelektüel olarak saygın bir aileye mensup olan Ülgener, Kazım Karabekir, Nazım Hikmet ve Ali Fuat Cebesoy gibi farklı alanlarda Cumhuriyet ve son dönem Osmanlı tarihine damga vurmuş kişilerle akrabadır. Üniversiteye başlamadan önce, İstanbul müftüsü olan babasından Farsça ve Arapça öğrenerek içinde yaşadığı toplumun inanış ve zihniyeti hakkında geniş bir anlayış için gerekli olan bir alt yapı elde etti. Bunun yanında, daha sonra İstanbul Üniversitesi’ndeki Alman akademisyenlerle etkileşimini geliştirmesinde büyük yarar sağlayacak olan Almanca bilgisini geliştirdi.

Ülgener, 1935’te İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirdi. Akademik kariyerine bu okulun iktisat kürsüsünde asistan olarak başladı ve 1936 yılında İktisat Fakültesi kurulunca bu fakülteye geçti. 1933’te Hitler’in iktidara gelmesinden sonra, can güvenlikleri sebebiyle Türkiye’ye sığınarak, iktisat fakültesinin kuruluş ve gelişiminde önemli rol oynayan Alman bilim adamları F. Neumark, Wilhelm Röpke, Gerhard Kessler, Alexander Rüstow ve Alfred İsaac’tan dersler aldı. İktisat fakültesinin kurulması, o zamana kadar Türkiye’de sistemli bir iktisat biliminin olmayışını dikkate alarak “amiyane iktisat bilgisi”nden “metotlu, hakiki iktisat ilmine” geçmenin önemine vurgu yapıyordu. Kapitalistleşememe olgusunu Osmanlı asırlarında araştırmak Ülgener’in hayat boyu sürdüreceği akademik bir proje olacaktı. Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihindeki ekonomik olayları kronolojik bir sıra ile vermek yerine, geçmişi bugünün süzgecinden geçirmeyi başardı ve “300 yıllık geri kalmışlığımızın” nedenlerini özellikle zihniyet ile sosyal tutum ve davranışlar açısından ele aldı. Çalışmalarıyla Osmanlı-Türk insanının davranışsal kalıbına zihnî ipotekler koyan bir “iktisadi zihniyet” dünyasının varlığını ilim dünyasına sundu. Bu konu anlaşılmadan insanımızın iktisadi davranışlarını ele almanın anlamlı olmayacağını düşünüyordu.

Ülgener 1946-1947 yıllarında Harvard Üniversitesinde bulundu ve J. A. Schumpeter ve A. H. Hansen gibi iki büyük iktisatçı ile temas etme imkânı buldu. Dönüşünde İktisat Fakültesinde makro iktisat derslerini Keynes-Hansen çizgisinde vermeye başladı. Önce dersleri, sonra makaleleri ve nihayet özenle kaleme aldığı Millî Gelir, İstihdam ve İktisadi Büyüme kitabıyla Sabri Ülgener, Keynes’in iktisat düşüncesinin Türkiye’ye aktarılmasında ve bir akademik taban bulup yerleşmesinde aracılık görevini yerine getirdi.

1951’de profesörlük unvanını aldı ve İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası adlı eserini yayımladı. Bu kitapta, bir norm kurucu olarak kurguladığı iktisat ahlakının somut tarihî gerçeklerde kendini gösteren “irrasyonel iktisat zihniyeti“nin boyutlarını tespit etmişti. Max Weber’in Batı Avrupa’da kapitalizmin esasını Protestan ahlakının belirlediği görüşünden yola çıkarak bu yaklaşımı Osmanlı-Türk toplumuna uyarlamaya çalıştı. Bu doğrultuda Türkiye’nin ekonomik geriliğinde, kuşaktan kuşağa aktarılan düşünce geriliğinin önemli bir rol oynadığını ileri sürerek Weber’in geliştirdiği yaklaşımın Türkiye’deki ilk önemli temsilcisi oldu.

Farklı kültürel ortamlarda aynı ekonomik uygulamanın benzer sonuçlar vermemesinin ardında yatan belirleyici gerçeğin, ancak zihniyet araştırmalarıyla ortaya konulabileceği onun çalışmalarının çıkış noktasıydı. Kendini iktisadi telaş ve kaygının üstünde tutan Osmanlı-Türk bireyi, bu davranış biçimiyle ekonominin rasyonalizasyonuna mani olmuştu. Konuyu Weber ve Sombart’ın yöntemiyle ele almakla beraber, bu yönteme orijinal katkılarıyla sahasındaki öncü ve kurucu bilim adamı oldu. Veblen’den, Weber’den, Sombart’tan alıntıları; İbrahim Hakkı’dan, Nefi’den, Aşık Paşa’dan alıntılarla harmanladı. Weber’in kurguladığı normu Osmanlı Türk tarihine uygulaması bir yanda, öte yanda özellikle Weber’in İslâm’a ilişkin bulgu ve tespitlerini tashih etmesiyle Weber’e yönelik sağlıklı bir eleştirel yaklaşımı da gerçekleştirdi.

1981 yılında emekliye ayrılan Ülgener, iki yıllık bir inzivanın ardından 1983’te İstanbul’da öldü. Ülgener’in Türkiye gerçeğine damgasını vuran “irrasyonalizmi” yakalayan çalışmaları mesela İran, Hindistan ve Çin için de geçerli olabilecek iktisat metodolojisini ortaya koymayı başarmıştır. Bu noktalardan, Ülgener geliştirdiği düşünceleri ile Türk iktisadi düşünce tarihinde önemli bir yere sahiptir.

Bunları da Sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir