Sivas Ellerinde Sazım Çalınır Türküsünün Hikayesi

Beğendi iseniz lütfen paylaşın
  • 25
    Shares

1588’in baharında Sivas valisi Hızır Paşa’dan haber geldi Banaz’a. Eski mürit, şeyhi Pir Sultan Abdal’ı çağırıyordu. Atlıların arasına katıp sürüklediler Pir Sultan’ı, rızasını sormadılar, dileğini almadılar. Sazı evinde kaldı. Sevdiği, helali, çocukları evinde kaldı Pir Sultan’ın.
Ucu Sivas kalesine çıkan dar kağnı izlerinden geçip geldiler kaleye. Hızır Paşa’nın huzuruna çıkacaksın dediler. Başının sargısını çıkardı Pir Sultan, bir zamanlar kapısında kul olan Hızır mıydı bu? Neydi bu kaderin cilvesi?
Ağalar kul olur, taht sahipleri dilenci olur derlerdi de bu kadarı görülmüş müydü dünya kuruldu kurulalı?

Hızır Paşa saygıyla karşıladı Pir Sultan’ı. Buyur etti, hal hatır sordu, ikramda bulundu. İstanbul’a gidişini, Hakk’ın takdiriyle yükselip paşa oluşunu anlattı. Sonra lafı çevirip Tebrizli şahın Anadolu’ya serptiği fitne tohumlarına getirdi. Pir Sultan’ın adı da duyulmuştu sarayda. Kendisi hakkında iyi düşünceler yoktu. Sazını susturmalı, halka padişahı anlatmalı, yüzünü İran’dan İstanbul’a çevirmeliydi.

Pir Sultan, önüne konmuş olan yiyecekleri geri çevirdi. Kalktı Hızır’ın sofrasından. Kendisinden bir ses, bir cevap bekleyen paşaya dönüp dedi ki,

– Hafikli Hızır! Yeni adın Hızır Paşa oldu rahat mısın? İyi misin. Hoş musun? Banaz’ın koyununu güderken daha iyi değil miydin. Taç taht, makam mevki memnun etti mi seni. Yoksa doğru yolda çevirdin mi gönlünü. Hafikli Hızır! Çoban olup kuru yufka sunsaydın bana, şeker şerbet gibi yer idim. Azap olup kapılarda dolansaydın, sana bende dost der idim. Hafikli Hızır! sen dünyanın sefasına, bir gün koca karıya dönecek bu kahpe güzelliğe aldandın. İkramında haram kokusu var Hızır. Sunduğun sofraya oturmak yanlış. İkimizin arasına dünya girdi. İsteğinin oluru yok benden yana. Var sen bildiğini işle.

Hızır Paşa bu beklemediği çıkış karşısında şaşırmış, kendilerini dinlemekte olan adamlarına dönüp öfkeyle bağırmıştı.
– Alın bunu, atın dam altına. Atın da akıllansın. Atın da bilsin padişah kimmiş, paşa kimmiş.
Pir Sultan’ı alıp boş bir çuvalı bırakır gibi bıraktılar karanlık bir mahzene. Gürültüyle örttüler kapıyı üzerine. Sabah akşam kuru ekmek ile su verdiler.

Günler geçti, geceler geçti, haftalar geçti…

Hızır Paşa’nın içi rahat değildi nicedir. Pir Sultan, pir olduğunu ispat etmişti işte. Yıllar önce kendisine dua ederken “gün gelir bana kıyarsın, beni dara çekersin, ölümüm elinden olur, anlamazsın, bilmezsin” dememiş miydi? Kapısında kalmıştı nice zaman, ekmeğini yemişti, suyunu içmişti, iyiliğini görmüştü Pir Sultan’ın. Erliğe, iyilik bilirliğe, müminliğe yakışan ekmek tuz hatırı gütmek olmalıydı. Bu koca pirin karanlık hücrede çürümesi reva değildi. Ama inat ediyordu doğru bildiğinde. Ne vardı isteğine tamam dese, ne vardı padişahtan yanayım dese. Ne vardı geçmişini, kulluğunu, azaplığını yüzüne vurmasa.

Haber gönderip çağırttı tekrar huzura. Yorgun, çökük fakat öfkeli Pir Sultan’ı yine güler yüzle karşıladı. oturtup şerbet ile serinletti. Hal hatır etti.
-İlle yaptığın doğru değil koca pir. Döndüm yolumdan lanet olsun şaha de. Yine gönlün bildiğini okusun. Kimselere fikrini belli etme. Ama görünüşte döndüm de. Ne kaybedersin. Bak şimdi padişah kullarını çağıracağım onların yanında padişaha övgü diz. İçinde şah lafı geçmeyen bir deyiş söyle ki döndüğüne inandır huzurdakileri. Sen Banaz’a dön sağ salim, ben İstanbul’a…

Hızır Paşa emir buyurdu. Pir Sultan’a saz getirildi, sözünü kaydedecek katip getirtildi. Sivas’ın devlet görevlileri,  kadısı, müftüsü toplandı. Pir Sultan nemli gözlerini dolaştırdı kalabalıkta. Banaz’dan yana çevirdi yüzünü. Ayarladı, seslendirdi sazını.  Esirgemeden doğru bildiğiyle dillendirdi sözünü.

“Kadılar müftüler fetva yazarsa,
İşte kement işte boynum asarsa
İşte hançer işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan…”

Yüksek damlı konak odasında soğuk bir rüzgar esti. Ak sakallı görevliler “bu pervasız adam ne diyor?” dercesine baktı birbirine. Hızır Paşa’nın rengi değişti, sustu başını eğip. Bu koca Alevi’nin bildiğinden dönmeyeceğini anladı.

“Şahı sevmek suç mu bana
Kem bildirdin beni Han’a
Can için yalvarmam sana
Şehinşah bana darılır.”

Pir Sultan “dönmem” diyordu. “Şah” diyordu. “Vur boynumu korkmam!” diyordu. Bildiğince çalıyordu sazını, bildiğince söylüyordu sözünü. Döndü en son söze geldi. Sazını yokladı telleri ağlatırcasına. Yüzünü söylediklerini kaydeden katibe çevirdi.

“Kul olayım kalem tutan ellere
Katip arzuhalim yaz yare böyle.
Şekerler ezeyim şirin dillere
Katip arzuhalim yaz yare böyle…

Rakibimin dedikleri oluyor
Gül benzim Sararıben Soluyor
Al kanlarım ılgıt ılgıt geliyor
Katip arzuhalim yaz yara böyle..

Sivas ellerinde sazım çalınır
Çamlıbeller bölük bölük bölünür
Yardan ayrılmışam bağrım delinir
Katip arzuhalim yaz yare böyle..

Pir Sultan Abdal’ım ey Hızır Paşa
Yazılan gelirmiş her daim başa
Beni hasret koydun kavim kardaşa
Katip arzuhalim yaz yare böyle…

Güzelim ey!
Fidanım ey!
Bir tanem ey!

– Alıp asın, uslanacağı yok bu koca Kızılbaşın! dedi Hızır Paşa.
Katip defterini topladı, kalemini elinden bıraktı. Elleri kirli cellatlar aldı Pir Sultan’ı. Saz tutan ellerini uzattı cellatlara. Ağır kelepçeler vurdular. Keçibulan semtine götürdüler, Sur dibinde darağacı kurdular. Ak sakallı başını geçirdiler yağlı urgana. Ayağının dibindeki tabureye bir tekme vurdular. Sustu Pir Sultan….

Kaynak : Türkü Öyküleri / Hulusi Üstün / Pozitif yayınları

Bunları da Sevebilirsiniz

  • Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar25/08/2018 Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar: Çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. 16'ya yeni bastığında Zeynep'i, […]
  • Yemen Türküsü (Burası Muştur Yolu Yokuştur) Hikayesi07/09/2018 Yemen Türküsü (Burası Muştur Yolu Yokuştur) Hikayesi Türkülerin hikâyelerini bilmek türküyü anlamanıza yardımcı olur. Hikâyesini bildiğiniz için duyguya hâkim bir şekilde türküyü dinlersiniz. […]
  • Odasına Vardım Gayfe Pişirir Türküsünün Hikayesi24/12/2018 Odasına Vardım Gayfe Pişirir Türküsünün Hikayesi Yıllar önce savaşların yoğun olduğu dönemlerde; Anadolu insanı, kah Çanakkale, kah Yemen Kah Trablusgarp, Kah Mısır süregelen savaşlara […]
  • Sürgün Türküsünün Hikayesi (Ozan Arif’in şiiri ve yorumu)27/12/2018 Sürgün Türküsünün Hikayesi (Ozan Arif’in şiiri ve yorumu) Bazı meseleler, olaylar var ki; anlatsan, anlatamazsın gözlerin dolar, anlatacakların boğazına düğümlenir, için yanar. İşte bir nesil […]
  • Hey Onbeşli Türküsünün Hazin Hikayesi04/09/2018 Hey Onbeşli Türküsünün Hazin Hikayesi Hey onbeşli onbeşli... Bu türküyü hatırladınız mı? 'Onbeşli' türküsünün hazin hikâyesini biliyor musunuz? İşte size Onbeşli türküsünün […]
  • Ferayi’dir Kızın Adı Türküsü13/09/2018 Ferayi’dir Kızın Adı Türküsü Şu bizim Milâs, tarih boyunca iki uygarlığa başkentlik etmiştir. İlkin Halikarnassos´tan (Bodrum´dan) önce Karya Krallığına; daha sonra da […]
  • Hekimoğlu Türküsünün Hikayesi06/09/2018 Hekimoğlu Türküsünün Hikayesi Hekimoğlu derler benim de aslıma Aynalı martin yaptırdım narinim kendi nefsime Konaklar yaptırdım döşetemedim. Ünye de Fatsa bir oldu […]
  • Ezo Gelin Türküsünün Hikayesi05/09/2018 Ezo Gelin Türküsünün Hikayesi Asıl adı "Zöhre" olan Ezo Gelin, 1909'da Oğuzeli ilçesinin Uruş köyünde doğdu. Babası, Bozgeyikli oymağından Emir Dede, anası Elif'tir. […]
  • Huma Kuşu Türküsünün Hikayesi14/09/2018 Huma Kuşu Türküsünün Hikayesi Huma Kuşu Yükseklerden Seslenir Yar Koynunda Bir Çift Suna Beslenir Sen Ağlama Kirpiklerin Islanır Ben Ağlim ki Belki Gönül […]
  • Çökertme “Halilim” Türküsünün Hikayesi25/09/2018 Çökertme “Halilim” Türküsünün Hikayesi Çökertme türküsünün kahramanı olan Halil babası tarafından Van ili , Erciş ilçesi, Bozüyük köyündedir. Ailenin büyükleri önce Van’dan […]
  • Acem Kızı Türküsünün Hikayesi09/09/2018 Acem Kızı Türküsünün Hikayesi Acem kızı güzeller güzeli, beyaz tenli, siyah saçlı ve toprak rengi gözlü bir kızdır. Sürmesi gözünden hiç eksik olmazdı. Etrafındakilere […]
  • Bebek Ağıtı’nın Hikayesi17/08/2018 Bebek Ağıtı’nın Hikayesi Bebek Ağıtı'nın Hikayesi (Avşar Ağıtı Orta Anadolu) Olay yaklaşık 350-400 yıl önce, Orta Anadolu’nun yüksek ve dağlık bölgesinde […]
  • Bülbülüm Altın Kafeste26/08/2018 Bülbülüm Altın Kafeste Melike, teyzesi ile köy çeşmesinin oradan geçerken su içmek ister. Su içmeye indiğinde çiçeklerden yapılmış olan tacı görür. Tacı başına […]
  • Ela Gözlüm Ben Bu Elden Gidersem26/08/2018 Ela Gözlüm Ben Bu Elden Gidersem Çok geniş bir alanı kapsar Çukurova. Ovalar, dağlar, vadiler, uçurumlar kucaklaşır birbirleriyle. Böylesine değişik özellikte doğa yapısı […]
  • Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz Türküsü02/09/2018 Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz Türküsü Rize’nin şimdiki adı Portakallık olan Haldoz mahallesindeki bir düğünde kardeşinin bıçakla karnından yaralanması üzerine, kendisine haber […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir