Büyük Annenin Hatıra Defteri Öyküsü

Beğendi iseniz lütfen paylaşın
  • 5
    Shares

Büyük Annenin Hatıra Defteri Öyküsü

O kasabanın “nine”siydi. Fırtına önünde iki büklüm olmuş küçük bir meşe ağacını andıran bedenine rağmen zindeliğini muhafaza eder, asla başkasına yük olmak istemezdi.

Söylenenlere göre, nine, altın arama günlerinde amcasıyla birlikte çok uzaklardan gelmişti kasabaya. Bu uzun yolculuk sırasında amcası hırsızlar tarafından öldürülmüş, o da bu kasabaya yerleşip öğretmenlik yapmaya başlamıştı. Sonra bir keresteci ile evlenmiş, bu evliliklerinden tam altı çocukları olmuştu. Ama ne kocası, ne de çocukları ömür yarışında onu geçebilmiş değillerdi. Hepsi ondan önce bu dünyadan göçüp gitmişlerdi. Nine, Alice adındaki dul bir torunu ve onun iki küçük kızıyla birlikte yaşamaya başlamıştı.

Seksenine vardığında, büsbütün eve bağlanan nine, artık daima mazide yaşayan ihtiyarlar arasına girmek üzere olduğunu hissediyordu.

“Eski hatıralardan sık sık bahsediyorsanız, yaşlandınız demektir.” diyordu.

Bu yüzden, madem öyle, ben de oturup hatıralarımı yazarım diye düşündü. Gözleri doğru düzgün görmez, kulakları neredeyse işitmez durumdaydı. Ama ninenin gönlü bir türlü ihtiyarlamak bilmiyordu. Her gün, daktilosunun başına oturup, ağır aksak yazıyordu. Yazdıklarını da, Alice dahil kimsenin okumasına izin vermiyordu. Bunlar ancak bittiğinde ve kitap haline geldiğinde okunabilecekti.

Nine, seksendokuz yaşına bastığı sıralarda Alice hastalandı ve şehirdeki bir hastaneye kaldırıldı. Alice’nin kızları da yakın dostları tarafından bakılmak üzere alınınca, nine büsbütün yalnız kaldı. Fakat, evi terketmedi. Hiç kimseye yük olmak istemediği için, birikmiş parasının tükenmek üzere olmasına rağmen, yapılan para yardımlarını da geri çevirdi.

Bütün kasaba, ninenin yalnızlığına üzülüyordu. Nineyi ise yalnızlıktan çok, Alice’in hastalığı ve iki küçük kızın başkalarının yanında kalıyor olması üzüyordu.

Bir sabah, bitişikteki komşusu onu garajının kapısında duruyor halde buldu. Eski moda elbiselerini giymişti. Elinde eski bir çanta vardı. Komşusunun ona gideceği yere kadar eşlik etme teklifini şiddetle geri çevirdi.

“Ben öyle kolundan tutulup yürütülecek kadar ihtiyar değilim” dedi.

Gene de, komşusu onu Avukat Jhon Riley’nin yazıhanesine kadar götürdü. Jhon Riley ellisinde bir adamdı. Kasabanın en değerli avukatlarından biriydi. Avlanma esnasında bir kazaya kurban giden biricik oğlunu kaybettikten sonra hayattan elini ayağını çekmiş, kendini içkiye vermiş, öyle ki mesleğine ait kabiliyetlerini kaybetmişti.

Nine, avukatı eski tarz bir hürmetle selamladıktan sonra:

“Jhon,” dedi, “birçok bekleyen müşterin olduğu için fazla oturmak istemiyorum. Senden birşey rica etmeye geldim.” Jhon cevap vermedi. Utancından boğazı tıkanmıştı. En son müşterisinin bir ay önce mi, yoksa iki ay önce mi geldiğini iyice hatırlayamadı. Nineyi, ta bahçesinden şeftali aşırdığı çocukluk günlerinden beri tanıyordu. Nine, çantasından çıkardığı kağıt tomarını göstererek:

“Bir kitap yazdım Jhon,” dedi. “Bastıracak birini bulabilirmiyiz?” Jhon kağıt tomarını aldı ve nineyi sandalyeye oturttu. Ninenin eski hatıralarla dolu canlı bir tarih olduğunu biliyordu. Vaktiyle kasabadaki gazetelere fıkra ve hikayeler yazdığını hatırladı.

Kağıtları bir bir gözden geçirdikten sonra:
“Çok güzel, nine” dedi.
Sonra duymadığını farkedince, kulağına eğildi ve yüksek sesle tekrarladı:
“Çok enterasan. Elimden geleni yapmaya çalışacağım. Kitabı New York’taki bir yayınevine göndereceğim.”

Nine o gün Jhon’la birlikte eve döndü. On gün sonra aldığı haberi nineye anlatan Jhon, yayıncının kitaptan acak birkaç bölüm okuyabildiğini, fakat kitabı çok beğendiği için derhal yüz dolar gönderdiğini, bir müddet sonra avans olarak daha fazla yollayacağını bildiriyordu.
O gün nine için olağanüstü bir gün oldu. Zaman kaybetmeksizin Alice’nin kızlarını yanına aldı; eve bakacak bir de kadın tuttu.

Jhon, her ay yayınevinden gelen yüz doları nineye götürüyordu. Bütün bu olanlar Jhon’a da yaradı. İçkiyi yavaş yavaş azalttı, sonra da tamamen kesti. Artık eski enerjisini yeniden kazanmış, eski müşterilerini yeniden kendine çekmişti.

Bir süre sonra Alice hastaneden döndü. Nineyle birlikte çocuklar ve Alice hep bu aylık gelirle geçiniyorlardı. Bütün kasaba halkı nineyle gurur duyuyordu.

[the_ad id=”5715″]

Birkaç ay sonra bir sabah, nine yataktan kalkamadı. Bu haftalarca böyle sürdü. Kendisine bakan doktorun üzüntülü ve ümitsiz halini hissettikçe ateş püskürüyordu. Ölümden çok, kitabını basılı halde görememe korkusu düşündürüyordu onu.

Jhon daima, nineyi “Göreceksin” diyerek teselli etti. Sonra, yayınevine çektiği telgrafa aldığı cevapta, kitabın en çabuk şekilde basılmakta olduğunun ve birkaç güne kadar gönderileceğinin haber verildiğini anlattı. Nine bu günleri büyük bir sabırla geçirdi. Jhon’un kitapla birlikte geldiği gün yarı şuursuz bir haldeydi. Kocaman bir cilt tutan kitabın kapağına ninenin adı işlenmişti. Gözleri görmemesine rağmen, nine kitabı eline aldı, parmaklarıyla isminin işlendiği kısımları teker teker yokladı. Gözlerinden yaşlar boşanıyordu.
“Kimseye yük olmadım” diye söylendi.

İki saat sonra, elindeki kitabı sımsıkı tuttuğu halde gözlerini yumdu. Aradan birkaç gün geçti. Alice bir ara merakla eline alıp kitabı karıştırmaya başladı. Sonra da, doğruca Jhon’nun yazıhanesine koşarak, hayretler içinde:
“Bunlar bomboş sayfalar” dedi. “Kitap nerede?”
Jhon: “Beni affedeceğinizi umarım” dedi. “Kitap zaten ortada yoktu. Nine ne görebiliyor, ne de duyabiliyordu. Daktiloda bir satır bitince, zil sesini duymadığından, durmaksızın yazmaya devam ediyormuş. Bu şekilde bütün cümleler ve paragraflar siyah bir nokta halinde her satırın sonuna yığılmıştı. Kitabı getirdiği zaman bunu ona söyleyemedim. Bu onun biricik ümidi idi.”
Alice sordu:
“Peki ya o paralar?”
Jhon’un rengi değişti. Cevap vermedi.
Alice anlamıştı. Yayıncıdan geldiğini söylediği mektubu kendisi yazmış ve avanslar için arabasını satmıştı. Ama buna karşılık iki şeyi birden kazanmıştı. Eski çalışma azmini, ve nineye yardımcı olmanın sevincini…

Pamela Hennell

[the_ad id=”5898″]

Bunları da Sevebilirsiniz

  • Çatlak Kova14/11/2018 Çatlak Kova Eski Çin'de bir sucu, boynuna astığı bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan […]
  • Tavus ile Karga07/06/2018 Tavus ile Karga Bir tavus kuşu bir bağda bir kargaya rastlamıştı. İkisi birbirlerini dipten tırnağa süzdüler ve sonra lafa tutuştular. Tavus, […]
  • Küçük Bir An24/09/2018 Küçük Bir An Bana vaktiyle kocaman bir paket getirmişlerdi. Açtım. İçinden muazzam bir radyo çıktı. Bir de mektup: -"Philips şirketinin İtalya […]
  • Hatıra Pulu Öyküsü20/07/2018 Hatıra Pulu Öyküsü Hatıra Pulu Öyküsü Babamı gerçekten çok severdim. Kendisini ailesine adamış harika bir adamdı. Özellikle Cumartesi günleri beraberce […]
  • Texas’ın Malsahibi Öyküsü02/07/2018 Texas’ın Malsahibi Öyküsü Amerikan tarihinin en garip şakası, 1881 sonlarının bir gecesi başlamıştı. O gece, altmış yaşında bir yabanöküzü avcısı olan Hiram […]
  • Kunduradaki Altınlar Öyküsü28/06/2018 Kunduradaki Altınlar Öyküsü Dalmaçya'da Ermeni bir beyin yanında yamaklık eden on-oniki yaşlarındaki Jozef Maskoviç isimli çocuk, Zemherinin en fırtınalı günlerinde […]
  • Altın Pencereli Ev11/07/2018 Altın Pencereli Ev Çok seneler önce küçük bir çocuk her akşam bir tepeye çıkar, vadinin öbür ucunda yükselen tepenin zirvesindeki evin altın pencerelerine […]
  • Mutfak Penceresi Öyküsü05/06/2018 Mutfak Penceresi Öyküsü Dağlık bir bölgedeki bir çiftlik evinin yanıp kül olması, çiftlik sahibi ile karısını evsiz barksız bırakmıştı. Adam da, kadın da evi […]
  • “Yardım Gelecek” Öyküsü05/06/2018 “Yardım Gelecek” Öyküsü Bu yılın 24 Şubat günü, sabahın erken saatlerinde, kardeşim işe giderken uyuklamış ve yoldan çıkıp bir ağaca çarpmış. Kardeşimin durumu […]
  • Susayan Köpeğin Öyküsü21/06/2018 Susayan Köpeğin Öyküsü Bir yaz günü, bir adam yolda yürüyordu. Hava o kadar sıcaktı ki, toprak kurumuş, ağaç yaprakları halsiz düşmüştü. Adam susamıştı. Ama ne […]
  • Sis Öyküsü11/07/2018 Sis Öyküsü İlk defa Londra'ya gelmiş bir adam, sabah otelinden çıkarak şehri dolaşmaya karar verdi. Henüz yola çıkmıştı ki, etrafı kalın bir sis […]
  • Hangisi Daha Değerli?27/06/2018 Hangisi Daha Değerli? Fas'ta film çeken bir sinema ekibinin rejisörü, Marakeş Beyinden, filmin bir sahnesinin onun güzel sarayının avlusunda çekilmesine izin […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir