Rizeli Salih Çavuş

Beğendi iseniz lütfen paylaşın
  • 17
    Shares

“28 Nisan 1915 günü İngilizler, Alçıtepe’yi almak ve boğazın doğu yakasına inmek için saat 07.00 de taarruza başladılar. Bu taarruzlar sonucunda 87. İngiliz Tugayı Alçıtepe’nin 1 kilometre kadar yakınına gelebilmişti.

Bu sırada karşı Türk taarruzu başlamış… 15. Alayımızın 1. Taburu 87. İngiliz Tugayını geri püskürtmüş… 25. Alayımız ise 86. ve 88. İngiliz Tugaylarını sarsmıştı…

Yapılan taarruzlar neticesinde, İngiliz ve Fransızlar çok zayiat vermiş… İlk siperlerinden daha gerilerde tutunmak zorunda kalmışlardı. Düşmanın esas maksadı o yörenin en yüksek tepesi olan Alçıtepe’yi ele geçirmekti. Bütün gayretleri bu noktaya odaklanmıştı…

Fakat onların ilerlemesini zora sokan, onları hayal kırıklığına uğratan Türk askerlerinden başka bir kuvvet daha vardı. Adam boyunu geçen fundalıklar… Fundalıkları atlamak, yarmak, başlı başına bir iş… Son derece sıkıntı vericiydi…

Çalıların arasında bir Türk’le göğüs göğüse gelmek, ürkütücüydü… Defalarca geri püskürtülmüşlerdi. Cephenin hemen üstünde keşif uçuşu yapan düşman uçaklarının bildirdiğine göre, karşılarındaki Türk kuvveti 3 alaydan fazla değildi.

Düşmanlar şimdi, cephenin gerisinde yeraltından lağımlar kazarak, Türk siperlerine ulaşmak istiyorlardı. Bunda bir iki kez başarılı oldukları söylenebilir. Komutanlarının cephe gerisinden verdikleri talimatlarla ve cesaretle taarruzları tekrarlıyorlardı.

Bu taarruzların karşılıklı devam ettiği sırada, 15. Alay neferlerinden Rizeli Salih Çavuş’un arkadaşları Antalyalı Veli, Antepli Nuri ve diğerleri başlarında Teğmen Hakkı olmak üzere düşmanla kıyasıya, amansız bir süngü savaşına tutuşmuşlardı…  Bir anda kalabalıklaşan düşmana karşı göğüslerini siper yaparak, ileriye geçmelerini engelliyor, önüne geleni süngüleriyle veya tüfeğinin dipçiğiyle, kimi de düşmanın boğazına sarılarak, birer birer yere düşürüyorlardı…

Bir ara Rizeli Salih Çavuş’un yere yığıldığı görüldü… Düşman süngüsünün birisi gözünden girmiş, oradan oluk gibi kan geliyordu… Salih Çavuş’un bu durumunu gören arkadaşları, şimdi daha da aşka gelmişler; “ALLAH! ALLAH!” sesleri arasında adeta devleşmişlerdi.

Düşmanın yapacağı tek bir şey vardı o da kaçmak… Eski mevzilerinden çok daha gerilere kaçmışlardı… Rizeli Salih Çavuş, ruhunu ALLAH’a teslim etmezden önce, kalbinin üzerinde taşıdığı, anasının;

– “Bunu yanında bulundur evladım! ALLAH seninle beraberdir… Bana dua etmeyi unutma!” diyerek hediye ettiği, Kur’an-ı Kerim’i cebinden çıkarmış… Tek kalan gözüyle, Yaradan’ına son kulluk vazifesini de yerine getirmek istiyordu. Bir müddet sonra da, görevini tamamlamış edasıyla öteki gözü de kapandı.

Arkadaşları Teğmen Hakkı ve diğerleri düşmanı geri püskürtmeyi fırsat bilerek Salih Çavuş’un yanına koştular… Fakat O, ruhunu Allah’a çoktan teslim etmişti. Elindeki Kur’an-ı Kerim’i aldılar… Açık sayfası üzerinde bir kan lekesi vardı… İhtimal gözünden damlamıştı… Bir şeyin farkına vardılar… Kan lekesinin damladığı ayet dikkatlerini çekmişti…

İsabet ettiği ayette; “Hasbünallah ve ni’mel Vekil…” yazıyordu.

Cenabı Allah, “Sen üzülme kulum, Ben sana yeterim… ” diyordu.

Kaynak: Hasan Hüseyin Maltepe / Çanakkale Kalbe Gömülü Değerler

[the_ad id=”5898″]

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir