Aha Kılıç Aha Meydan Vuran Vurana Türküsünün Hikayesi

Beğendi iseniz lütfen paylaşın
  • 2
    Shares

Aha Kılıç Aha Meydan Vuran Vurana Türküsünün Hikayesi

Uzun hava olarak divan sazı eşliğinde söylenen bu türkü ise 1910-1915 yıllarından beri söylenmektedir. Hikayesi: Kurtuluş Savaşı sırasında daha birkaç günlük evli iken askere giden Mustafa oğlu Kara Mustafa’nın askerde yaralanmasından dolayı köyüne öldü haberi gelir . Bunun üzerine çok severek evlendiği karısı kızın babası tarafından bir başkasına tekrar verilir .

Yarası iyi olup savaş sonrası köyüne dönen Mustafa durumu öğrenir ve çok üzülür. Üzüntüsünü azaltmak için kendisini avcılığa adar . Sırtına tüfeğini takar gece gündüz dağlarda av peşinde koşar. Polat’ın batısında bulunan Kuzkaya’da keklik avlarken bastığı taşın kayması sonucu uçuruma düşerek paramparça olur ve ölür. Olayı gören çobanlar derhal durumu Mustafa’nın babasına bildirirler. Olay yerine gelen baba oğlunun cesedi üzerine kapanarak bu türküyü söylemiştir. (Önceleri ağıt olarak söylenen bu dizeler daha sonra türkü olarak söylenmeye başlanmıştır.) Türkü 1315 (hicri takvim) doğumlu Bekir Yoldaş’tan alınmış ve söz konusu kişi türküyü söyleyenin (Mustafa’nın babasını kastediyor) bizzat ağzından duyduğunu beyan etmiştir .

Şahinidim Guzkaya’ya dünedim
Çalındım çırpındım kalkmaz kanadım
Ben bahtımı bir soysuza sınadım
Daşa bassam belli olur izlerim

Aha gılıç aha meydan vurana
Canım kurban yar kıymatı bilene
Ben o yari sevmişem kimene
Sebep olan kapı kapı dilene

Muhannet gelin, derdin ne derin
Asker mi yarin, aldı dert beni

Bir taş attım garlı dağın ardına
Vardı düştü nazlı yarin yurduna
Söyleyin de şu güzelin derdi ne
Atı aldım onu yaya mı koydum

Boğumlu cizmayı giymeliymişim
Silkinip doru ata binmeliymişim
Çok yaşayıp cefa çekmektenise
Az yaşayıp devran sürmeliymişim

Muhannet gelin, derdin ne derin
Asker mi yarin, aldı dert beni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir