Taşa Verdim Yanımı Türküsünün Hikayesi

Beğendi iseniz lütfen paylaşın

Taşa Verdim Yanımı Türküsünün Hikayesi

Olay Erzincan’ın Esesi köyünde geçer… Yeşilliklerle bezeli küçük ama şirin bir köydür Esesi.. İnsanları çalışkan, bir o kadar da çilekeştir. Huzur ve sükûn içerisinde bir hayat sürmektedir Esesi’ deki insanlar… Kavgaları sadece geçim derdidir. Ama bu şirin köyün, afacan mı afacan bir oğlanı, nazlı mı nazlı küçük bir de kızı vardır. Günler haftaları, haftalar ayları, aylarda yılları kovalar… Zaman su misali akar gider… Oğlan koyun güder, ava gider, dağı taşı yol eder. Günler günleri, aylar ayları kovalar. Afacan oğlan mert, civan, yakışıklı bir delikanlı oluverir.

Köyün nazlı kızı da bu arada halılar, kilimler dokumaya başlamış; al, al, tel, tel, güllerle,
çiçeklerle süslü gergefler, mendiller işlemeye başlamıştır. Artık oğlan damat, kız da gelin olma
çağına gelmiştir… Aynı yörenin insanı oldukları, birbirlerini görüp yakından tanıma fırsatı
buldukları için oğlan kıza, kız da oğlana çoktan meyletmiştir…

Oğlan, babasını, annesini ve ablasını dünürcü gönderir. Kız tarafı “Biraz düşünelim, hele kızımızın da bir fikrini soralım. Acaba bu konu hakkında o ne düşünüyor? Biz birkaç güne kadar size haber ulaştırırız” diyerek misafirleri uğurlar. Kızın annesi oturup kızıyla konuşur ve kızın da oğlanda gönlü var diye babasına bildirir. Üç beş gün sonra dünürcüler tekrar gelir ve iki sevdalıyı nişanlarlar. Köyün bu sevdalı gençlerine, o yokluk yıllarında öyle güzel bir düğün yaparlar ki, etrafta bu düğünün güzelliğini, neşesini duymayan kalmaz. Namı dört bir yana ulaşır. Güzel ve mutlu bir yuva kurarlar. Aradan hayli zaman geçer. Ne var ki, bu büyük sevdayla birleşen çiftin, bir türlü çocukları olmaz. Aralarındaki o büyük sevda, gün be gün eriyip gider…

Aralarında zamanla büyük tatsızlıklar meydana gelmeye başlar… Olmaz değil, hemen hemen her karı koca arasında böyle tatsızlıklar, kırgınlıklar olur. Ama bu iki eski sevdalının tartışmaları daha başkadır. Her geçen gün aralarındaki ilişki kötüye gider. Öyle ki, birbirlerine söyledikleri laflar yenilir yutulur değildir.

İşte yine böyle tartıştıkları günlerden birinde, bir zamanların o güzel gelini, sinirlerine
hâkim olamaz ve kör şeytana uyup kocasını öldürür. Ama eşini kendisinin öldürdüğünü gizler.
Ölümüne, kaza süsü verir. Dağ gibi yiğidi toprağa verirler. Yalnız, yörede bu yiğidin ölümünün
şüpheli olduğu söylenir durur. Kimse inanmak istemez, bir vakitler dillere destan bir düğünle
evlenen civan delikanlının bu acı ölümüne. Arkadaşlarını bu kadar erken ve böylesine talihsiz
bir şekilde kara toprağa girmesine çok üzülen can yoldaşlarından biri, sonu acı biten bu
sevdaya bir türkü yakar. Oturduğu yayla yamacında, yanık ve içli sesiyle, dağa taşa söylediği
türkü işte bu türküdür:

Taşa verdim yanımı
Toprak emdi kanımı
Azrail’e can vermezdim
Canan aldı canımı

Elinde altın şamdan
Kız perdeyi kaldır camdan
Al hançeri, vur beni
Ben usandım bu candan.

Dağları duman aldı
Gül dibini har aldı
Azrail’e borçlu kaldım
Bir canım vardı, yar aldı.

(kaynak kişi: Mustafa Uçar) (Güven, 2005:496)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir