Hıfzısıhha Nedir, Amacı Nedir, Ne Zaman Kapatıldı?

Beğendi iseniz lütfen paylaşın

REFİK SAYDAM HIFZISSIHHA ENSTİTÜSÜ NEDİR?
Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı veya Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Türkiye’de yaşayan halkın sağlığının korunması amacıyla temel laboratuvar hizmetleri yürütmek için kurulmuş ve Ankara’da bulunan bir ulusal referans laboratuvarıdır. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu (Hıfzıssıhha) bünyesindeki altı bölümden biridir.

REFİK SAYDAM HIFZISSIHHA ENSTİTÜSÜ NE ZAMAN AÇILDI?
Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü 27 Mayıs 1928 tarihinde kurulmuştur. Kurulduğu tarihte geçerli olan 1267 sayılı yasa tasarısı uyarınca Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı idi. Müessese ile ilgili en son yapılan değişiklik ise 1983 yılında olmuştur.

14 Aralık 1983 tarihindeki Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe göre 181 sayılı kanun hükmünde kararname ile kurumun adı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı olarak değiştirilmiştir. O tarihten beri de Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığına bağlı bir kuruluştur.

REFİK SAYDAM HIFZISSIHHA ENSTİTÜSÜ NE ZAMAN KAPATILDI?
Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, 2 Kasım 2011 tarihinde kapatılmıştır.

REFİK SAYDAM HIFZISSIHHA ENSTİTÜSÜ BİNASI HAKKINDA
Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı’nın ikamet ettiği bina Türkiye Cumhuriyeti’nin mimarlık tarihinde oldukça öneme sahiptir. Binanın inşa edildiği dönemde yeterince kalifiye yerli mimar bulunmadığı için Ankara’daki birçok resmi kuruluş binası gibi, bu yapı da yabancı mimarlara yaptırılmıştı.

Theodor Jost tarafından tasarlanmış olan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün ise Türkiye Cumhuriyet’nin ilk dönemlerindeki sağlık hizmetleri konusunda ilk kayda değer girişimlerden birisi olması bağlamında önemlidir. Theodor Jost’un tasarladığı bakteriyoloji- kimyahane yani aşı üretim bölümü ve Robert Oerley’in tasarladığı Hıfzıssıhha Okulu ve merkez binası Rockefeller Vakfı’nın da yardımıyla inşa edilmiştir. Yapının girişinde bulunan demir ızgara ve giriş üzerindeki kadın sporcu rölyefi, 1930’lu yılların modernizm stiline iyi bir örnektir.

HIFZISIHHA KURUMUNUN AMACI VE KISA BİR TARİHÇESİ
Salgın hastalıklarla mücadele Cumhuriyet’in çok daha öncesinde başladı. 1887 yılında İstanbul’da kuduz enstitüsü açıldı. 2 bin 521 kişinin tedavi gördüğü enstitüde sadece 13 ölüm vakası raporlandı. 1889 yılında Bağdat’ta patlak veren ve 1893 yılında İstanbul’a sıçrayan kolera salgını için dönemin başkanı 2. Abdülhamit Han Dr. Henry Chantemesse’yi ülkemize davet ederek salgını durdurdu ve onu altın madalya ile ödüllendirdi.

Fakat o dönem atılan bu adımlar Osmanlı topraklarındaki salgını engelleyemedi, araya giren savaşlarla birlikte hastalıklar çoğaldı. Cumhuriyet kurulduğu dönem 27 Mayıs 1928’de refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü adı verilen Türkiye’nin ilk halk sağlığı laboratuvarı hizmete girdi.

Enstitü hızlı yayılan enfeksiyon hastalıklarıyla mücadele etmeye başladı. 1931 yılında, ağız yoluyla uygulanan BCG Aşısı üretimine başlanıldı. 1932 yılında, serum üretiminin ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmesi sonucu, dışarıdan serum ithali durduruldu 1933 yılında, Simple Metodu ile kuduz aşısı üretimi ele alındı. 1934 yılında, İstanbul Aşıhanesi, Enstitü bünyesine nakledildi ve çiçek aşısı üretimi ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye getirildi.

1935 yılında, Farmakoloji Şubesi kurularak yerli ve yabancı ilaçlar ile diğer hayati maddelerin kontrolüne geçildi. 1936 yılında, Hıfzıssıhha Okulu açıldı. 1937 yılında, kuduz serumu üretilmeye başlandı. Aynı zamanda Enstitü’nün İlaç Kontrol Şubesi devletin ilacını denetlerdi. Bu durum ilaç firmalarının korkulu rüyasıydı. Aşı ve Serum Şubesi Müdürlüğü Difteri, Boğmaca, Tetanoz ve her türlü tedavi anti-serumunun üretildiği bölümdü. Bakteri besiyerleri büyük cam galonlar içinde imal edilir ve oda kadar büyük neredeyse tarihi otoklavların içinde sterilize edilirdi.

Üretilen anti serumlar arasında akrep, yılan sokmalarına karşı serumlar olduğu gibi gazlı kangren anti serumları da bulunmaktaydı. Enstitü Mustafa Kemal Atatürk hayatını kaybettikten sonra öyle başarılı işler yaptı ki 1940’lı yıllarda Türkiye, Ortadoğu ülkelerine Tifüs aşısı satacak noktaya geldi. 1942 yılında, tifüs aşısı ve akrep serumu üretimine başlandı. 1947 yılında, Biyolojik kontrol Laboratuvarı kuruldu.

Enstitü bünyesinde aşı istasyonu açıldı. İntradermal ve BCG aşısı üretimine geçildi. 1948 yılında ülkemizde ilk defa boğmaca aşısı üretimi yapıldı. 1950 yılında, İnfluenza Laboratuvarı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından Uluslararası Bölgesel İnfluenza Merkezi olarak tanındı ve İnfluenza aşısı üretimine başlandı. 1951 yılında, ilk kez antibiyotiklerin ve bazı vitaminlerin kalite kontrolüne başlandı.

1954 yılında, İlaç Kontrol Şubesi kuruldu. 1956 yılında, tetanos aşısı daha modern metotlarla üretilmeye başlandı. 1958 yılında, ilk kez frenginin modern yöntemlerle teşhisi ele alındı. 1966 yılında, Kolera Referans Laboratuvarı kuruldu. 1974 yılında, Mikoloji Laboratuvarı açıldı. 1976 yılında BCG aşısının deneysel üretimine başlandı. 1983 yılında, kuru BCG aşısı üretimine başlandı. 1984 yılında Zehir Danışma Merkezi ve 1987 yılında AIDS Araştırma merkezi açıldı.

1950’lerden sonra Hıfzıssıhha Enstitüsü; Türk halk sağlığının korunmasında laboratuvar hizmetlerinin Türkiye genelinde yaygınlaştırılması başlatıldı. 16 ilde bölgesel düzeyde hizmet vermek amacıyla şubeler açıldı. Atatürk’ün yokluk döneminde var ettiği Enstitü, 4 Ocak 1941 tarih ve 3959 sayılı yasayla kabuk değiştirdi. Pek çok birim oluşturularak kökleşti Peki, ne oldu? Önce 1997’de aşı üretim tesisleri faaliyetleri durduruldu.

1999’da aşı üretim tesisleri kapatıldı. 2004 yılında ise Manisa Tavuk Hastalıkları ve Aşı Üretim Enstitüsü, Bakanlar Kurulu Kararı ile kapatıldı! Cumhuriyet’in büyük yokluklarla kurduğu ve harikalar yarattığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı ise 2 Kasım 2011 tarihinde Resmi Gazete ’de yayımlanan 663 sayılı kararname ile kapısına kilit vuruldu. Her şey Halk Sağlığı Kurumu’na devredildi.

Şimdi sormak lazım! Cumhuriyet’in ilk yıllarında ve devamında sürdürülen aşı politikası desteklenseydi, uluslararası endüstriye pazar olmak yerine milli endüstri korunup kollansaydı, Bugün yabancı ülkeden korona virüs aşısı bekler miydik?

Kaynak: www.kocaelikoz.com / Gökhan Karabulut

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir